yeni dünyaya dair yazılar

[
[
[

]
]
]

  • Maduro içeride rahat olsa da dışarıda yalnız

    ABD’nin uyuşturucuyla mücadele bahanesiyle sıkıştırdığı Venezuela’daki Maduro hükümeti içeride şimdilik nispeten rahat görünse de 2024’teki tartışmalı seçimler ve yıllardır uyguladığı politikaların getirdiği yalnızlık dikkati çekiyor, bölgedeki kategorik ABD karşıtlığı tam bir Venezuela dayanışmasına dönüşemiyor. 

    Petrol, ekonomik kriz, protestolar ya da darbe girişimleriyle hatırlanan Venezuela, mevcut Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yönettiği iddia edilen varlığı ve mahiyeti tartışmalı uyuşturucu şebekesi Cartel de los Soles’e karşı, Karayiplere askeri yığınak yapan ABD’nin hedefinde. Monroe Doktriniyle arka bahçesi saydığı Latin Amerika’da doğrudan ya da dolaylı müdahalelerle işgal, iç savaş ve darbeler yapan ABD’nin hamlelerine, Venezuela’nın ise askeri ve politik durumu ile dış ilişkilerine yakından bakmak süreci anlamlandırmaya yardımcı olabilir. 

    Önceki döneminde de Venezuela’ya rahat vermeyen Donald Trump, göreve gelir gelmez Venezuela’dan kıtaya yayılan çete Tren de Aragua’yı terör listesine eklerken, çete üyeliği iddiasıyla birçok genç Venezuelalıyı El Salvador’un mega hapishanesine gönderdi, Venezuela’da tutuklu bazı vatandaşlarının serbest kalmasını sağladı. Sonrasında Venezuela petrolünün önemli kısmını üreten ABD’li Chevron’un lisansını askıya alan Trump yönetimi, Arjantin’in Caracas Büyükelçiliğine sığınmış Venezuelalı muhalifleri de tahliye ettirdi. 

    Venezuela’nın bu süreçte El Salvador’daki vatandaşlarını geri alması ve Caracas’taki bir grup Amerikalıyı daha serbest bırakması havayı biraz yumuşatsa da Trump’ın temmuz sonunda Chevron’a yeniden ruhsat vermesi ve fakat aynı gün Cartel de los Soles’i terör listesine eklemesiyle durum karışık bir hal aldı. 

    Karayipler ısınıyor

    Maduro, Chevron’un dönüşüne “102 yıldır buradalar, umarım 100 yıl daha sorunsuz çalışırlar” sözleriyle sevinirken Trump ise ağustosta Maduro’nun yakalanması için belirlediği ödülü 25 milyondan 50 milyon dolara çıkardı.

    Ağustos sonunda korvet, kruvazör, muhrip ve çıkarma gemilerinin yanı sıra nükleer denizaltı ile 4 binden fazla asker Karayipler ve çevresine yığıldı. Panama’ya da gemi gönderilirken, Venezuela açıklarına getirilen donanmaya bağlı hava araçlarına ek olarak Porto Riko’ya SİHA ve F-35 konuşlandırıldı. Eylülle birlikte en az 14 kişinin öldüğü bot saldırıları düzenleyen ABD bir helikopteriyle de Venezuela Uçuş Bilgi Bölgesi’ne girdi, ayrıca bölgedeki istihbarat uçuşlarını sürdürüyor.

    ABD’nin En az 20 bin askerlik 1989 Panama işgali hatırlandığında bugünkü yığınağın karteller için büyük, Venezuela’ya karşı ise küçük kaldığı görülüyor. Takviye edilmediği sürece bu kuvvetlerin savaştan daha çok baskı ve panik amacıyla Venezuela açıklarına getirildiği, dahası Venezuela içinden gayrinizami harp hamleleriyle desteklenmezse başarılı da olamayacağı değerlendirilebilir.

    Politikanın sahibi kim?

    ABD Venezuela’yı sadece rant potansiyeli, petrol ve maden rezervleri ya da Rusya, Çin ve İran ile ilişkileri olan bir ülke değil aynı zamanda, muhaliflerin seçimlere katılması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngören Katar anlaşmasına uymayan ülke olarak da görüyor olabilir. Bugünkü agresif adımları yalnızca buradan okumak mümkün olsa da Venezuela’yı böylesine rahatsız eden ABD’nin farklı nedenlerle Kolombiya ve Brezilya’yı da karşısına alması Venezuela politikasının sahibi ve sahiciliği konusunda kuşkular ortaya çıkarıyor. 

    Trump’un Venezuela özel temsilcisi Richard Grenell’in “Maduro ile hala görüşüyorum” açıklaması da Venezuela politikası üzerinde soru işaretlerini artırıyor. Buna rağmen askeri yığınak ABD’nin Venezuela’ya bakışında köklü ve hesaplanmış bir değişimin habercisiyse gerginliğin Venezuela’da bir geçiş elde edilene kadar artarak süreceği düşünülebilir.

    Ancak bu yığınak ve agresiflik Küba asıllı neo-con Marco Rubio’nun, Maduro’nun kolayca devrileceği yanılgısından bir türlü kurtulamayan Venezuela muhalefetiyle koordine ettiği bir hamle ise başarı ihtimali düşük olabilir. Geçmişte Venezuela’ya askeri müdahale için çabalayan John Bolton’un Trump tarafından bugün nasıl anıldığı hatırlandığında, herhangi bir başarısızlık ya da Trump’ın vazgeçip Venezuela ile karlı bir anlaşmaya yanaşması durumunda Rubio’nun bazı zorluklar yaşacağı tahmin edilebilir. 

    Bin generalli ordu, yüzbinlerce milis ne işe yarar?

    Yığınağın artması ya da Venezuela’nın bir şekilde çatışmaya çekilmesi ihtimali ise bu ülkenin askeri ve politik durumunun, komşularıyla bozulan ilişkilerinin yeniden hatırlanmasını gerektiriyor. 

    General ve amiralleri 2 bini aşan Venezuela’da (milisler dahil edilmediğinde) kara, donanma, hava ve kolluk kuvvetlerinden oluşan Bolivarcı Ulusal Silahlı Güçlerinin (FANB) sayısı açık kaynaklara göre 120 ila 340 bin arasında dalgalanıyor. 

    Yaptırımlar ve ekonomik sorunların modernizasyon, bakım ve harbe hazırlık konusunda zorladığı Venezuela’da donanmanın, sahil güvenlikle birlikte farklı büyüklükte deniz araçları, açık deniz karakol gemileri ve hücumbotlarının yanında 2 fırkateyn, 4 korvet, 4 çıkarma gemisi ve 2 denizaltısı öne çıkıyor. Hava kuvvetlerinde kaçının uçabildiği bilinmeyen 24 SU-30 ve 18 F-16’ya sahip Venezuela’da hava savunma olarak da S-300, BUK ve S-125’ler bulunuyor.

    Ne kadarının eğitim aldığı ya da savaşacak durumda olduğu sorusuna yanıt verilemeyen milis gücünün sayısı ise Maduro’ya göre 4 buçuk milyonu aştı ve 8 milyon hedefleniyor. Bu rakamlar bölge ülkelerini tedirgin etse de ABD gibi bir savaş makinesi karşısında şansa sahip değil. 

    2019’dan bu yana denenen darbe çağrıları, askeri kalkışmalar, sabotajlar, suikast girişimleri ve toplu firarların yanında general sayıları da göz önüne alındığında Venezuela’da gayri nizami harbin her zaman ihtimal dahilinde olduğu unutulmamalıdır.

    Askerin durumuyla ilgili dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus ise 2024’teki seçimlerde muhalefetin Maduro karşısında adeta tulum çıkardığını gösteren tutanakların askerlerin koruduğu oy kullanma merkezlerinden çıkmış olması, halen tutuklu bulunan 800’den fazla kişinin arasında 170 kadar da asker bulunması. 

    Kazandıkça yalnızlaşan Maduro

    Ülkede politik açıdan Maduro’nun çok rahatsız olmayacağı bir iklim hakim olsa da bu deneyimli siyasetçinin son yıllarda seçim kazandıkça bölgeyi kaybetmesi ve yalnızlaşması dikkati çekiyor.

    Sonuçların halen detaylandırılamadığı seçimlerin ertesi günü fakir mahallelerde başlayan ve tüm ülkeye yayılan birkaç günlük protesto dalgasını sert müdahalelerle bastıran Maduro, ardından haftalar süren bir tutuklama furyası başlattı.

    “Seçimleri kazandık” iddiasındaki Edmundo Gonzalez  ise önce Hollanda’nın Caracas Büyükelçiliğine kaçtı, sonrasında Maduro hükümetiyle anlaşma imzalayarak İspanya’ya iltica etti. Muhalefetin asıl lideri Maria Corina Machado ise aylardır bilinmeyen bir yerde saklanmaya devam ederken, hep sistem içinde kalan ve mutedil bir siyasetçi olan diğer aday Enrique Marquez bile halen tutuklu.

    Başkanlık yarışında Edmundo Gonzalez’i destekleyen ünlü muhalif figürlerin bir süre sonra Machado cephesinin dışında kalarak parlamentoya girmesiyle muhalefet tekrar bölündü, etkisiz hale geldi. 

    Muhalefetin bu durumuna, az da olsa “düşmana karşı” kenetlenme ihtimali bulunan iç kamuoyu ve (önemli kısmı genç) 7 milyon Venezuelalının ülkede olmayışı da ekleyince Maduro’nun içeride şimdilik bir sokak baskısıyla karşılaşma ihtimali yüksek görünmüyor. 

    Bununla birlikte Maduro’nun “dış tehdit kaynaklı olağanüstü” hal ilan etme planları ise hükümetin ek önlemleri yanında, Küba ya da Nikaragua modellerine göz kırpması olarak da okunabilir.

    Komşularla aralar pek iyi değil

    Maduro’nun bugün herhangi bir dış tehdit karşısında en savunmasız noktası izolasyon ise özellikle 2024 seçimlerinden sonra katılaşmaya başladı. 

    Kıtada yalnızca Küba, Nikaragua ve Bolivya’nın tanıdığı Maduro’nun seçim galibiyeti Kolombiya, Brezilya ve Guyana gibi komşularının yanında diğer Latin Amerika ülkeleri için adeta bir “mutlak butlan” olarak görülmekte. 

    Maduro, başta Brezilya, Kolombiya ve diğer ülkelerin sonuç tutanaklarının açıklanması ya da muhalefetle diyaloğa girilmesi gibi sulh çağrılarını had bildirerek ve ülkesinin içişlerine karışılmamasını söyleyerek reddetti. Son süreçte birçok Latin Amerika ülkesiyle bağlarını koparan Maduro yönetimi Caracas’ta muhaliflerin sığındığı başla ülkelere ait diplomatik misyonlara da en hafif tabiriyle dikkatsiz bir agresiflik sergiledi.

    Meksika, Kolombiya ve Brezilya ile (seçim sonuçlarını tanımasalar bile) ilişki geliştirmeye uğraşsa da Maduro’ya destek Trump gibi bir karakterin askeri tehdidine rağmen halen solcuların kategorik işgal karşıtlığının ötesine geçemiyor. Bu ülkeler halen Maduro’yla direk diyalog kurmadıkları için ABD’ye diyalog çağrıları da havada kalıyor. 

    Seçim sürecinde ayrıca Maduro’nun seçimlerin ve sürecin güvenilirliğine katkı vermesi için ülkeye davet ettiği Carter Center, “sürecin hiçbir şekilde uluslararası standartları karşılamadığını” ve “Venezuela’nın kendi mevzuatının dahi ihlal edildiğini” duyurdu. Seçimleri izlemek ve yalnızca Ulusal Seçim Konseyi ile BM Genel Sekreteri Guterres’e sunulacak bir rapor hazırlamak üzere Venezuela’da bulunan diğer kurum BM heyetinin çok olumsuz raporu da Maduro için başka bir dış darbe oldu.

    Tüm bunlara ek olarak yıllardır süren istikrarsızlıkla Venezuela’yı terkeden 7 milyondan fazla göçmenin bölge ülkelerinde oluşturduğu huzursuzluğa, Maduro’nun bilhassa iç politikada rahatlayabilmek için son 2 yıldır Guyana’ya karşı sergilediği agresif tutum da eklendiğinde Venezuela’nın bölgede karşılaştığı izolasyon anlaşılabiliyor.

  • ARŞİV – (27.02.2024) Venezuela seçimlerinde sonucu katılım belirleyecek

    Ekonomik ve siyasi krizler, yaptırımlar, hiperenflasyon, protesto ve şiddet eylemleri, darbe ve suikast girişimleri ve göçle anılan Latin Amerika ülkesi Venezuela, yarın yıllar sonra ilk kez muhalefetin de favori görüldüğü bir devlet başkanı seçimi yapacak. Güney Amerika ve Karayipler başta olmak üzere tüm kıtada politik, ekonomik ve askeri yansımaları olacak seçimlerde 10 aday olsa da yarış Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile Maria Corina Machado liderliğindeki muhalefetin adayı Edmundo Gonzalez arasında geçecek.

    Diğer adaylar Benjamin Rausseo, Antonio Ecarri, Daniel Ceballos, Luis Eduardo Martinez, Jose Brito, Claudio Fermin, Javier Bertucci ve Enrique Marquez’in de boy ölçüşeceği seçimlerde rakamlar, anketler, gözlemciler ve yeni dönemdeki muhtemel gelişmelere yakından bakmak gerekiyor.

    21 milyondan fazla seçmeni olan Venezuela’nın 2025-2031 dönemi devlet başkanını seçmek için 102’si ülke dışında olan 15 bin 797 merkezdeki 30 bin 26 masada oy kullanılacak. Çoğunluğu alanın kazandığı sistemde, seçmenler adaylarını makinelerde oylayıp alacakları çıktıyı sandığa atacak.

    Birleşmiş Milletlere (BM) göre sayıları 7,7 milyonu bulan ülke dışındaki Venezuelalıların çoğunluğu seçmen olsa da sadece yaklaşık 70 bini oy kullanabilecek. Diasporanın büyük bölümünün muhalefeti desteklediği göz önüne alındığında “favori aday” Gonzalez, önemli bir yurt dışı potansiyelini oya çeviremeyecek.

    Anketler çarpışıyor

    Maduro’nun destekçileri son dönemde toparlanma gösterse de sokak üstünlüğünün, daha çok muhalefette göründüğü ülkede kampanya sürecinde anket savaşları da yaşandı. Hiçbiri tam kabul görmeyen anketleri hükümet “algı oluşturmak”, muhalefet ise “güvenilmezlik”le suçluyor.

    Anketlerde Gonzalez’in oy oranı, Delphos’ta yüzde 59,1, Consultores 21’de yüzde 55 ila 60, ORC Consultores’te yüzde 59,6, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Clear Path’te yüzde 59 çıkarken Devlet Başkanı Maduro’nun oy oranı Delphos’ta yüzde 24, Consultores 21’de yüzde 25 ila 28, ORC Consultores’te yüzde 12,5, ABD’li Clear Path’te yüzde 33 olarak gösterildi.

    Maduro’nun favori gösterildiği anketler, “Hinterlances yüzde 56,7, Data Viva yüzde 55,2, IdeaDatos yüzde 56,8” şeklinde açıklanırken aynı çalışmalarda Edmundo Gonzalez yüzde 23,2, yüzde 20,9, yüzde 22,2 oranlarında kaldı.

    Yalnızca CECA Consultores’in çalışmasında Gonzales yüzde 32,4, Maduro yüzde 30,1 gibi yakın rakamlarda çıkarken en dikkati çekici konu ise ORC Consultores’in anketinde yüzde 18’lik bir grubun Maduro’nun yeniden kazanması durumunda ülkeyi terk edeceklerini söylemesi oldu. Bu araştırma Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva ya da Kolombiyalı mevkidaşı Gustavo Petro’nun neden Maduro ile dayanışma göstermediğinin cevaplarından biri olabilir.

    Öte yandan Maduro’nun yüzde 50,61’e yüzde 49,12 ile kazandığı 2012 seçimlerinde katılımın yüzde 79,65, yüzde 67,84’e yüzde 20,93 ile kazandığı 2018 seçimlerinde ise katılımın yüzde 46,07 olarak gerçekleştiği hatırlandığında katılım sayısı ve muhalif oylar arasındaki orantı dikkati çekiyor. Bu açıdan bakıldığında anketlerden ziyade katılım oranının belirleyici olacağı seçimlerde diğer bir tartışma ise gözlemcilerle ilgili.

    Gözlemciler

    Dışişleri Bakanı Yvan Gil 630’dan fazla yabancı gözlemcinin seçimi izleyeceğini duyurdu. Afrika Birliği (AfB), Latin Amerika Seçim Uzmanları Konseyi, Karayipler Topluluğu (CARICOM), Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) gibi organizasyonlar davet edilenlerden bazıları.

    Avrupa Birliği’nin (AB) yeni yaptırım kararları üzerine Venezuela Ulusal Seçim Konseyi (CNE) tarafından yapılan davetin geri çekilmesiyle oyun dışı kaldığı seçimleri Türkiye, BM, eski ABD Başkanlarından Jimmy Carter’in kurduğu Carter Center da gözlemleyecek. Muhalefet de müşahitlerine izin verildiğini ve tüm sandıkları izlemek için hazır olacaklarını duyurdu.

    Üst düzey bir heyetle seçimi takip edeceği bilinen Brezilya ise Lula ve Maduro arasındaki atışmanın ardından gözlemcilikten vazgeçti. Diğer komşusu Kolombiya da seçimi gözlemlemeyeceğini duyururken, “kaybederse kabullenmesi gerekir” diyen Arjantin’in solcu eski Devlet Başkanı Alberto Fernandez de Venezuela’nın kendisine “gelme” dediğini açıkladı.

    Gözlemciler büyük ihlaller raporlamadığı sürece sonuçların kabul göreceği beklenebilir fakat muhaliflerin yanında bölge ülkelerinin ve AB’nin bıçak sırtı bir Maduro galibiyeti karşısında seçimleri sorgulamaları kuvvetle muhtemel.

    Maduro 3. kez seçilmek istiyor

    Batı, uluslararası medya, muhalifler ve hatta solcu yoldaşları dahi kaybedeceğine oynasa da Simon Bolivar Büyük Vatansever Kutup’unun adayı Nicolas Maduro Moros yine de en güçlü aday.

    Beyzboldan rock müziğe, şoförlükten sendikacılığa renkli bir profil çizen 61 yaşındaki Maduro milletvekilliğiyle başladığı siyaset serüveninde selefi Chavez’in dışişleri bakanı ve yardımcısı oldu. 2013’ten bu yana devlet başkanlığı koltuğundaki Maduro idaresinde ekonomi yüzde 75 daralırken, bilhassa kendini devlet başkanı ilan eden bir milletvekilinin batı dünyasınca tanınmasıyla uzun bir buhrana dönüşen ikinci dönemi, darbe ve suikast girişimleri, protesto ve şiddet eylemleri, elektrik kesintileri, işgal tehditleri ve yaptırımlarla geçti.

    Milyonlarca Venezuelalı başta Kolombiya ve Brezilya gibi sınır ülkeler olmak üzere tüm kıtaya yayıldı. Maduro ülkeye maliyeti çok ağır olan tüm bu buhranda hayatta kaldı, yeni uluslararası ilişkiler geliştirdi ve uzun yıllar sonra Venezuela ekonomisi toparlanma emareleri gösterdi.

    Maduro’ya karşı birleşen liderler dahi tek tek siyaset sahnesinden çekilirken, ABD ve AB yeniden Maduro’yu muhatap almak zorunda kaldı. ABD yargısının elinden sağ kolu Alex Saab’ı kurtaracak kadar mahir olan Maduro’nun teşkilatını ve tabii ki devlet aygıtını en etkili biçimde kullanacağını anketler ve komşuları göz ardı ediyor olabilir.

    Kazanması durumunda Venezuela’da ciddi ekonomik iyileşmeler olmayabilir fakat bıçak sırtı bir galibiyet ülke içinde sokakları hareketlendirebilir. Son dönemdeki iktisadi rahatlamaya rağmen, 25 yıldır uygulanan model radikal bir şekilde değiştirilip ıslah edilmedikçe ne Venezuela şaşalı günlerine ne de bölgeye yayılan Venezuelalılar ülkelerine dönebilir.

    Guyana ile yaşanan Esequibo sorunu yine en önemli bölgesel meselelerden olacaktır. Maduro referandum, yasal düzenlemeler ve sınırlı askeri hareketlilikle rölantide tuttuğu gerginliği, karar aşamasındaki Uluslararası Adalet Divanı (UAD) üzerinde baskı oluşturmak ve bölgedeki statüyü zorlamak amacıyla artırabilir.

    Maduro, Kolombiya ve Brezilya ile ilişkileri de güncellemek isteyebilir. Özellikle Kolombiya, silahlı gruplarla yürüttüğü müzakerelerde, Maduro’yu eskisi kadar istekli bir garantör olarak yanında bulamayabilir.

    Edmundo Gonzalez ve lideri Maria Corina Machado

    Maduro’nun rakibi muhalif koalisyon Birleşik Demokratik Platform’un (PUD) adayı Edmundo Gonzalez ise 74 yaşında hariciyeci ve akademisyen. Arjantin ve Cezayir Büyükelçiliği yapan Gonzalez, seçimlerde “ordunun siyasetten çekilmesi”, göçen Venezuelalıların geri dönmesiyle “ailenin birleştirilmesi” ve serbest pazar ekonomisi ve dış politikanın değiştirilmesini vadetti.

    Muhaliflerin kendi aralarındaki ön seçimini yüzde 92,5’le kazanan ve fakat Venezuela sayıştayı Contraloria’nın daha önce kamu görevlerinden men cezası verdiği sert sağ muhalif Maria Corina Machado’nun ve önerdiği ismin aday olamamasıyla önü açılan Gonzales, Machado’nun aksine mutedil bir aktör.

    Chavizmle iletişiminin açık olacağını söyleyen Gonzalez’in kapsayıcılığı ya da “Chavist”lere nasıl davranılacağı da tamamen muhalefetin en güçlü lideri Machado’yu ne kadar dengeleyebileceğiyle alakalı olacaktır.

    Gonzalez iktidarında yaptırımların kaldırılmasının yanında, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya başta bu alan olmak üzere hızlıca dönecek batı sermayesiyle hızlı bir ekonomik rahatlama yaşanabilir. Çoğunluğu ülkelerinden “gurbetçi” gibi çıkan Venezuelalıların dönüşünün önünü açabilecek bu durum Gonzalez’e vaadini gerçekleştirme imkanı sunarken Venezuelalıları göndermek isteyen bölge ülkelerini de rahatlatabilir.

    Esequibo meselesini UAD’ye bırakması muhtemel olan Gonzalez, ülkenin askeri davranışlarını ve ittifaklarının değiştirmek zorunda kalacak.

    Rusya ve İran gibi askeri ortakların olmayacağı yeni dönemde en karmaşık durum ise Kolombiya sınırında yaşanabilir. Kolombiya’nın barış görüşmeleri yürüttüğü ve Venezuela’da varlık gösteren (özellikle) sol örgütlerin yeni düşman olarak kodlanması kuvvetle muhtemel. Venezuela’ya yeni bir çatışma alanı oluşturabilecek böyle bir durum Kolombiya’ya müzakerelerde büyük bir rahatlama getirecektir.

    Kazanırsa 6 ay sonra görevi devralacak Gonzalez yönetiminde tüm bunlar karşısında tutumu en merak edilen kurum ise Bolivarcı Ulusal Silahlı Kuvvetler olacaktır.

    Not: Bu yazı 27.07.2024 tarihinde yazılmış, Anadolu Ajansı Analiz Masasında yer bulmuştur.

    https://www.aa.com.tr/tr/analiz/venezuela-secimlerinde-sonucu-katilim-belirleyecek/3286753

  • ARŞİV – (03.08.2023) Kolombiya’da Topyekun Barış süreci (La Paz Total)

    Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun, seçimlerde en büyük vaadi, 60 seneyi aşan çatışmaları bitirebilmek için birçok grupla sulh arayacağı “La Paz Total” yani “Topyekun Barış”tı. Ulusal Tarihi Hafıza Merkezi’ne göre, 1958’le 2022 arasındaki çatışma, suikast ve bombalı saldırılarda 50 bine yakını asker ve militan, 220 bine yakını sivil olmak üzere 270 bin insan öldü. Ülkede çatışma dışında işlenen cinayetlerin kimi kurumlarca açıklanan sayısı da yarım milyonu bulurken süreçte 80 binden fazla insan kayboldu, 8 milyondan fazla kişi yerlerinden edildi.

    Bu tablo karşısında vakit kaybetmeyen Petro hükümeti, farklı mahiyetlerdeki örgütlerle masada buluşabilmesinin yasal dayanağını oluşturan aynı isimdeki Topyekun Barış Yasası’nı birkaç ayda Kongre’de tamamladı. Yasa Kasım 2022’de yürürlüğe sokuldu. Eski gerilla Petro’nun 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan “Total War” (Guerra Total) yani “Topyekun Savaş” kavramına atıfla isimlendirdiği zorlu barış süreci La Paz Total’in hukuki temele oturtulması için mevcut Toplum Düzeni Yasası üstünden çalışıldı.

    Silahlı gruplarla müzakere yapmayı ve barış imzalamayı kolaylaştıracak Topyekun Barış Yasası, barış arayışlarının bir devlet politikası haline getirilip önceliklendirilmesini ve icraatların da bu yönde yapılmasını öngörüyor. Temas kurulan örgüt elebaşları hakkındaki yakalama kararlarının kaldırılmasını kolaylaştıran yasa, devlet başkanına; yargı onayına ihtiyaç duymadan, müzakerelerin ve adalete teslim olmaların parametrelerini belirleme yetkisi de veriyor. Mal varlıklarını ve uyuşturucu rotalarını teslim eden suçlular ceza indirimlerine ve en büyük kabusları Amerika Birleşik Devletileri’ne (ABD) teslim edilmeme nimetine de kavuşuyor. Fon yönetimlerini tek elde toplayan yasada zorunlu askerlik kademeli şekilde kamu hizmetiyle ikame ediliyor.

    – Topyekun Barış’a katılan örgütler

    Topyekun Barış’a 22 örgüt katılmak istese de Yüksek Barış Komiseri Danilo Rueda, müzakerelerin en olgun düzeyde yürütüldüğü Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) dışında 7 grupla temas olduğunu duyurdu. ELN’yle Venezuela, Meksika ve Küba’da yürütülen müzakerelerde 3 Ağustos’ta devreye girecek bir ateşkes sağlandı. ELN’nin saldırılarının sürdüğü süreçte 4. tur görüşmeler 15 Ağustos’ta yeniden Venezuela’da başlayacak.

    – FARC muhalifleri EMC ve SM

    2016’daki barışla siyasete başlayan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nin (FARC) silah bırakmayan veya yeniden silahlanan unsurları ise Topyekun Barış’ta ELN’nin ardından geliyor. Bunların en büyüğü, Ivan Mordizco ismiyle bilinen Nestor Gregorio Vera’nın yönettiği ve barış anlaşmasına hiç katılmayan çatı örgüt Estado Mayor Central (EMC). FARC’ın “Genelkurmay Başkanlığı” anlamındaki EMC, Mordizco’nun, Frente Primero’sunun yanı sıra 20’den fazla yapıdan oluşuyor. Ülke basınına göre 2 bin 180’i silahlı olmak üzere 3 bin 500’den fazla elemana sahip EMC, Venezuela ve Ekvador’un yanında ülkenin batı, orta ve doğusunda varlık gösteriyor; uyuşturucu, kaçakçılık ve haraç gibi yollarla ekonomik çarkını döndürüyor.

    Eski Devlet Başkanı Ivan Duque’nin öldürüldüğünü duyurduğu Mordizco Eylül 2022’de ortaya çıkarak EMC’nin yeni Devlet Başkanı Petro’nun Topyekun Barış’ına katılmaya gönüllü olduğunu belirtti. Petro’nun yılbaşında duyurduğu ateşkese dahil olan EMC ile mayısta başlaması öngörülen müzakereler, ateşkesteki saldırılar ve zorla silah altına aldığı 4 yerli çocuğu infaz ettiklerinin ortaya çıkmasıyla zora girdi. Temmuzda iki tarafın da yeniden teyit ettiği müzakerelerin kısa sürede Venezuela garantörlüğünde başlaması bekleniyor.

    Eski FARC’ın diğer mirasçısı Segunda Marquetalia (SM) ise EMC’nin aksine Barış Anlaşması’nı müzakere ve kabul etmiş, hatta Kolombiya Kongresine girmiş isimlerin de bulunduğu liderler tarafından kuruldu. Kontenjanla Senatör olan “başmüzakereci” Ivan Marquez’e örgütün kuruluşunu duyurduğu Ağustos 2019’da, kontenjanla Temsilciler Meclisine giren Jesus Santrich, Romana kod adlı Henry Castellanos, El Paisa kod adlı Hernan Dario Velasquez ile Walter Mendoza ismiyle bilinen Jose Vicente Lesmes eşlik ediyordu. FARC tarihinde çok önemli yer tutan bu liderlerden El Paisa, Jesus Santrich ve Romana EMC’ye bağlı gruplar, güvenlik güçleri ya da Kolombiya’ya çalışan paralı askerlerce öldürüldü. Kolombiya Marquez’in de EMC tarafından ortadan kaldırıldığını öne sürse de bu ismin daha sonra ağır yaralı kurtulduğu ve Venezuela’da tedavi gördüğü iddia edildi. Son dönemde hastanede öldüğüne yönelik iddialar bulunan Marquez hayatta olsa da önemli ölçüde artık Mendoza’nın kontrol ettiği değerlendirilen SM’nin 1000’i savaşçı yaklaşık 1700 elemanı bulunuyor. SM sınır bölgesi ve Kolombiya’nın güneyinde varlık göstermeye, uyuşturucu rotalarını kontrol etmeye çalışıyor. Marquez’le 2022’de görüştüğünü duyuran Rueda, mart sonunda “müzakerelerin birkaç hafta içinde başlamasını beklediğini” belirtse de görüşmeler netleşmiş değil.

    – Clan del Golfo ya da AGC

    Topyekun Barış’ın en kalabalık grubu ise militan sayısının 9 binlere ulaştığı iddia edilen sağcı narko-paramiliter suç örgütü Clan del Golfo. Kolombiya, paramiliter güçlerle 1960’larda topraklar ve sürüleri koruma gerekçesiyle tanıştı. Zamanla kırsaldaki zenginlerin, kartellerin, askerlerin ve politikacıların desteğini alan paramiliterler insan aklını zorlayan yöntemleriyle katliamlara imza attı ve milyonlarca Kolombiyalıyı sürdü. Eski Devlet Başkanı Alvaro Uribe Velez’in 2003-2006 arasında yürüttüğü süreçle 30 binden fazla paramiliter silah bıraktı.

    İdeolojik bir örgüt olarak görünmek için kendilerine “Kolombiya Gaitanist Öz Savunmacıları” (AGC) diyen Clan del Golfo da bu süreçte ortadan kalkan paramiliter çatı örgüt Kolombiya Birleşik Öz Savunmacılarının (AUC) liderlerince 2007’de kuruldu. İlk lider “Don Mario”nun yakalanmasının ardından yönetimi alan Otoniel lakaplı Dario Antonio Usuga, Clan del Golfo’yu 12 yıl boyunca agresif bir şekilde büyüttü ve Ekim 2021’de yakalandı. Mayıs 2022’de ABD’ye gönderilen Otoniel’den sonra liderliği Chiquito Malo lakaplı Jovanis de Jesus Avila aldı. Asıl kadrosu 1700 militandan oluşan ve “franchising” metoduyla ülke genelinde binlerce militan toplayan Clan del Golfo’nun uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, yasa dışı madencilik gibi illegal işlerin dışında inşaat ve kereste piyasasında da ciddi bir nüfuza sahip olduğu biliniyor. Petro’nun gelişiyle hükümete göz kırpan grubun Topyekun Barış’a dahil olmak için ilan ettiği ateşkes, martta özellikle Antioquia kırsalında başlatılan şiddet eylemlerine bir cevap olarak hükümet tarafından bozuldu. Bazı bölgelerde devlet gibi davranan ve “kamu hizmetleri” verdiği dahi bilinen örgüt, Topyekun Barış’a kendilerine “siyasi statü” verildiği takdirde girmek istiyor. Birbirinden bağımsız yüzlerce silahlı militanın nasıl kontrol edileceği de müzakereler gibi muamma.

    Topyekun Barış’a dahil olacak diğer gruplar ise Buenaventura ve Medellin’de faaliyet gösteren çeteler ile 800’ü bulan militan sayısı ve paramiliter geçmişi nedeniyle farklılaşan Los Pachenca ya da Sierra Nevada Öz Savunmacı Fatihleri (ACSV).

    – La Paz Total’in zorlukları

    Geçmişte barışı reddetmiş farklı gruplarla toptancı bir şekilde anlaşmaya çalışılması uygulamaya ilişkin soru işaretlerinin yanında siyasi, ekonomik, askeri ve hukuki zorluklar barındırıyor. ELN’nin yanında EMC’nin de politik statüde görülmesi normal karşılanabilir. Fakat barış imzalayıp ardından silaha sarılan SM ya da yıllardır sadece suç işleyen Clan del Golfo’nun da bu statüyü almak için hükümeti zorlaması sadece ilk iki örgütün değil siyasetin de tepkisini çekiyor. 2016’daki barışın baş müzakerecisi mutedil siyasetçi Humberto de la Calle dahi “sözünü tutmayan ve imzasına ihanet eden” bu gruplarla müzakere etmeye itiraz etmiş ve Meclis’te önlemeye çalışmıştı.

    Politik statü tartışmalarının siyaseten kafaları karıştırdığı bu süreçte örgütlerin durmayan saldırı ve tacizleri karşısında askerin dişe dokunur operasyonlar yapmaması da en önemli siyasi aktör olan halk nezdinde sürece ilişkin güven krizine yol açıyor. Nitekim kamuoyu araştırma şirketi Invamer’in hazirandaki çalışmasında, toplumun yüzde 63,2’si halen çatışmaların diyalogla çözülmesi gerektiğini söylese de Topyekun Barış’ın iyi yolda gittiğine inanmayanların oranı da yüzde 63 olarak ölçüldü. Topyekun Barış’ın kendilerini daha güvende hissettirip hissettirmediği sorulan Kolombiyalıların yüzde 66,8’i olumsuz cevap verdi. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNDOC) 2022 sonlarında yayınladığı ve Kolombiya’da 2020 yılında 143 bin hektarlık koka ekili arazilerin 2021 yılında 205 bin hektara ulaştığını gösteren rapor da Topyekun Barış’ın ekonomik zorluklarını ortaya koyuyor. 2013’ten beri yükselen kokain üretimi rapora göre 2020’de 1200 tondan 2021’de 1400 tona çıktı. Ana gelirlerinin, hacmi böylesine artan bu gayrimeşru ekonomiden sağlandığı göz önüne alınırsa, hükümetin barış aradığı silahlı grupların uyuşturucuyu daha karlı görüp barışa ayak sürüyecekleri değerlendirilebilir.

    Güvenlik güçlerinin azalan operasyonları nedeniyle yeterli baskı görmeyen örgütlerin saldırı, taciz ve şovlarının arttığı bu süreçte, ateşkes emniyeti bakımından da ciddi zorluklar bulunuyor. Çoğu çatı yapıdaki örgütlerin özerk unsurlarının güvenlik güçlerine muhtemel saldırılarının yanında, bu örgütlerin birbirleriyle yaşadığı çatışmalar da muhtemel ateşkesleri kolayca bozabilir. Bu konuda ülkenin Venezuela sınırındaki Arauca yönetim bölgesinde geçen yıl ELN ve FARC muhaliflerinin 350’den fazla ölü bırakan çatışmaları örnek gösterilebilir.

    Not: Bu yazı 03.08.2023 tarihinde yazılmış, Anadolu Ajansı Analiz Masasında yer bulmuştur.

    https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-kolombiyada-topyekun-baris-sureci-la-paz-total/2960389

  • ARŞİV – (30.12.2022) 3 SORUDA – Kolombiya ve ELN müzakereleri

    Lokman İlhanKolombiya ve Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) görüşmelerinin kronolojisi ve geleceğine dair bir değerlendirmeyi 3 soruda kaleme aldı.

    1 • ELN’nin tarihi nereye dayanıyor?

    Silahlı isyancı sol örgüt ELN, Kolombiya’daki liberaller ve muhafazakarların yıllar süren çatışması La Violencia sonrasında, babası da bu çatışmada liberallerin safında ölen ve Küba’da burslu okuduktan sonra ülkesine dönen genç Fabio Vasquez Castano tarafından 1964’te kuruldu.

    Kökleri daha eskilere dayansa da aynı dönemde komünist köylüler tarafından kurulan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçlerinden (FARC) farklı olarak ELN’nin ilk kadroları, Castano ile birlikte öğrencilerden, radikal liberal gerillalardan ve “Kurtuluş Teolojisi” takipçisi din adamlarından oluştu.

    Daha sonra tek adam Castano’nun, Nicolas Rodriguez Bautista ve İspanyol rahip Manuel Perez tarafından tasfiyesiyle birlikte yeniden dizayn edilen ELN, liderin ağırlığının azaltıldığı, karar süreçlerinin karmaşıklaştırıldığı, birbirinden bağımsız hareket eden birçok grubun federasyonuna dönüştü. FARC’la kurucu kadrolardaki sınıfsal farklılıkların yanında teşkilatlanma ve yönetim modellerinde de apayrı bir organizasyon halini alan ELN, bu yapısından ötürü zor müzakere edilen ve öngörülemez bir hüviyet kazandı.

    Bugün “Antonio Garcia” ismiyle bilinen Eliecer Erlinto Chamorro’nun “1 numarası” olduğu ELN’yi, Garcia ile birlikte “Pablo Beltran” ismiyle bilinen başmüzakereci Israel Ramirez Pineda, “Ramiro Vargas” ismiyle bilinen Rafael Sierra, “Ariel” ismiyle bilinen Jaime Galvis Rivera ve “Pablito” ismiyle bilinen Anibal Giraldo’dan müteşekkil 5 kişilik “komuta merkezi” (COCE) yönetiyor.

    COCE’nin altında en az 8 farklı ve otonom savaş cephesine bölünmüş olan ELN, Kolombiya’nın 32 yönetim bölgesinin 20’sinden fazlasında faaliyet yürütürken, askeri hedeflere saldırının yanında fidyecilik, suikastlar, altyapı sabotajları, uyuşturucu rotalarının ve sınırdaki kaçakçılığın kontrolü gibi faaliyetlerde de bulunuyor. Kolombiya’nın yanı sıra Venezuela’da da varlık gösteren ELN’nin militan sayısı; bölge basını, STK’ler ya da Insight Crime [1] gibi kaynaklara göre 3 binlere ulaşırken en az bu rakam kadar da şehirlerde milise sahip olduğu değerlendiriliyor. ELN aynı zamanda ülkedeki son gerilla grubu.

    2 • ELN ile müzakereler ne aşamada?

    ELN ile ilk temaslar, Alfonso Lopez Michelsen döneminde 1975’te ordunun tesirli operasyonlarının ardından örgütün gönüllü olduğunu belirtmesi ancak sözünü tutmaması sonucu başarısızlıkla başladı. 1980’lerde Belisario Betancur döneminde yeniden gündeme gelen ve ELN’nin çok yanaşmadığı denemelerin ardından, 80’lerin sonunda Virgilio Barco’nun diyalog çabaları da sonuçsuz kaldı. 90’lı yıllarda devlet başkanlığına gelen Cesar Gaviria örgütün içindeki küçük bir muhalif kanada silah bıraktırsa da ELN ile bir uzlaşmaya varamadı.

    Ernesto Samper’in yönetiminde 1994’te Almanya ile İspanya’nın da dahil olmasıyla başlayan ve Kolombiya’daki siyasi çalkantıya rağmen düşe kalka devam eden görüşmeler, ELN’nin 1998’de Antioquia yönetim bölgesine bağlı Segovia kenti kırsalında gerçekleştirdiği boru hattı saldırısıyla kapandı. Ülke tarihinde “Machuca Katliamı” olarak geçen trajedide patlamanın ardından çıkan yangında 42’si çocuk 84 kişi hayatını kaybetti.

    2002’de görevi sona eren Andres Pastrana dönemlerinde de sürdürülen görüşmelerde ipi, sağ muhalefet lideri Alvaro Uribe Velez göğüsledi. Uribe hükümeti ve ELN arasında Küba’da yapılan görüşmelerde sonuca ulaşılamazken, örgütü masaya oturtma sırası Uribe’nin Nobel Barış Ödüllü halefi Juan Manuel Santos’a geldi.

    Ekim 2016’da başlaması öngörülen pazarlıklar, ELN’nin elinde tuttuğu eski Kongre Üyesi Odin Sanchez’i serbest bırakmaması üzerine tıkansa da 2017’nin başında Ekvador’da müzakerelere oturuldu. Hemen ardından başkent Bogota’da polis noktasına düzenlenen bombalı saldırı da dahil ELN’nin müzakere sürecinde gerçekleştirdiği birçok terör eylemine rağmen Santos masayı ayakta tutmayı başardı.

    Ekvador’un garantörlükten ve ev sahipliğinden çekilmesiyle görüşmeler Küba’ya taşınırken yönetim, 2018 seçimlerini kazanan ve herhangi bir barış sürecine de meraklı olmayan sağcı Ivan Duque hükümetine geçti. Duque’nin bütün rehinelerin serbest bırakılmasını istemesiyle kalktığı barış masası, ELN’nin 2019 başında Bogota’daki Polis Akademisine düzenlediği ve 21 öğrencinin hayatını kaybettiği bombalı araç saldırısıyla devrildi.

    Kolombiya halkının örgütün bu tutumuna aldığı mesafe, yapılan kamuoyu araştırmalarına yansıdı. [2] Araştırma şirketi Invamer’in Aralık 2016 – Ağustos 2021 arasında yaptığı araştırmada ELN hakkında olumlu düşünen Kolombiyalıların ortalaması yüzde 3 iken, Quito görüşmelerinin başladığı Şubat 2017’de ulaşılan yüzde 8’lik oran, nisanda yapılan çalışmada 2’ye düştü.

    Bugün ise barış için silahlı örgütlerle müzakerelere oturulmasına halkın desteği yüzde 71. Söz konusu müzakerelerin ELN ile yürütülmesine destek ise yüzde 63. “ELN ile görüşülmesin” diyen Kolombiyalıların ekimde yüzde 28 olan oranı aralıkta yüzde 34’e ulaştı. [3] Böylece halkın ELN’ye olan mesafesi göz önüne alındığında, örgütün çıkaracağı ufak bir sıkıntının dahi müzakerelere verilebilecek toplumsal desteği zedeleyeceği değerlendirilebilir.

    3 • Müzakereler umut vadediyor mu?

    Kolombiya hükümeti ve ELN arasında 2019’da kesilen görüşmelerinin devamı niteliğinde Venezuela’da 21 Kasım’da başlayan müzakerelerin ilk turu geçen hafta tamamlandı. İkinci turun Meksika’nın ev sahipliğinde 2023’ün ilk günlerinde başlaması bekleniyor.

    Birçok barış sürecinin bitmesine yol açan saldırılar, ülke basınında ELN’nin otonom gruplarının birbirlerine sabotajıyla açıklanıyor. Bununla birlikte örgüt yönetiminde ve tabii ki devrilen görüşme masalarında hep aynı isimlerin müzakereci olarak oturuyor olması bu saldırıların bilinçli gerçekleştirilmiş olabileceğine veya liderlerin örgüt içindeki ahengi herhangi bir barışa kolayca tercih edebildiğine yorulabilir.

    ELN müzakerelere aynı isimlerle devam ederken hükümet, barış masasına 16 kişilik yeni ve kapsayıcı isimlerle katılıyor. Solcu kimlikleriyle ELN ile gerçekçi bir diyalog kurabilecek Senatör Ivan Cepeda ve Senatör Maria Jose Pizarro’nun yanında özellikle önemli bir barış ve müzakerecilik geçmişine sahip silah bırakan M-19’un liderlerinden Otty Patino’nun, masanın kolayca devrilmesine müsaade etmeyeceği düşünülebilir.

    Müzakerelere katılımıyla sağcıların barış sürecini kabullenmesine ve bu grubun müzakerelerde “savunulmuş” hissetmesine yardım edebilecek Jose Felix Lafaurie de ülkenin en çözümsüz problemleri arasındaki toprak mülkiyeti mevzusunda önemli ve sıkı bir muhatap olabilir.

    Ekvador, Brezilya, Küba, Norveç, Şili ve Venezuela’dan müteşekkil 6 ülkenin garantörlüğünde girişilen bir önceki sürecin aksine son süreç yalnızca Küba, Norveç ve Venezuela’nın garantörlüğünde, Venezuela’nın ev sahipliğinde başladı. Brezilya, Meksika ve Şili’nin garantör, ABD’nin özel katılımcı, Almanya, İspanya, İsveç ve İsviçre’nin ise destek ve işbirliğinde bulunmak üzere “yoldaş” ülke olarak davet edildiği barış müzakerelerinin bir sonraki turu Meksika’nın ev sahipliğinde yapılacak. 10’a yakın ülkenin garantörlüğü ve katılımcılığında bir sürecin ELN üzerinde, diğer süreçlerden daha fazla baskı oluşturabileceği söylenebilir.

    Not: Bu yazı 02.10.2019 tarihinde yazılmış, Anadolu Ajansı Analiz Masasında yer bulmuştur.

    https://www.aa.com.tr/tr/analiz/3-soruda-kolombiya-ve-eln-muzakereleri/2776109

  • ARŞİV – (02.10.2019) Maduro oyunu rakip sahaya taşıyor

    Kolombiyalı mevkidaşı Ivan Duque’nin şubat ayının başında yaptığı “Maduro’nun birkaç saati kaldı” açıklamasının üzerinden saatler, günler, haftalar ve hatta aylar geçmesine rağmen Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hâlâ görevinin başında ve ilk kez oyunu rakip sahaya taşımaya hazırlanıyor.

    Yaşadığı ekonomik, siyasal ve sosyal bunalımlar nedeniyle yıllardır rahat yüzü görmeyen, uygulanan yaptırımlar ve yanlış politikalar nedeniyle ekonomisi (artık daha fazla küçülemeyecek kadar) küçülen Venezuela bu yıl başında, daha öncekilere hiç benzemeyen bir krize girmişti. Meksika’nın yokluğunda Arjantin, Brezilya, Guatemala, Guyana, Kanada, Kolombiya, Kosta Rika, Honduras, Panama, Paraguay, Peru, Santa Lucia ve Şili’nin katılımıyla toplanan Lima Grubu’nun, geçen yıl muhaliflerin boykot ettiği seçimleri yüzde 68’le kazanan Maduro’ya, 10 Ocak’taki yemin töreninin hemen öncesinde “yemin etmeme” çağrısı yapması krizin yaklaştığına işaret ediyordu. Ulusal Meclis (AN) Başkanı Juan Guaido’nun 13 Ocak’ta Venezuela istihbaratınca şüpheli ve gerekçesiz bir şekilde kısa süreliğine gözaltına alınması ise krizin artık kapıya dayandığını gösteriyordu.

    Caracas’ın arka mahallelerinden Cotiza’daki birkaç askerin 21 Ocak’taki başkaldırısıyla iyice ısınan Venezuela, gözaltına alınınca büyük bir üne kavuşan Guaido’nun 23 Ocak’ta başkentteki bir caddede binlerce takipçisinin önünde yemin etmesiyle, tarihinin en ağır siyasi buhranlarından birinin içerisine girdi. Zaman zaman şiddete dönüşen sokak olaylarının ardından, 23 Şubat’ta insani yardım iddiasıyla komşusu Kolombiya üzerinden sınırları ihlal edilmeye çalışılan Venezuela iki ay sonra, 30 Nisan sabahına yine Guaido ve partisi Voluntad Popular’ın ev hapsindeki lideri Leopoldo Lopez öncülüğünde başka bir başarısız askeri kalkışmayla uyandı.

    ABD’nin ardı gelmeyen yaptırımları, işgal tehditleri, gizemli elektrik kesintileri, zaman zaman nükseden akaryakıt kıtlığı, boşa çıkarılan darbe planlarının eşlik ettiği kriz, Maduro hükümeti ve Guaido’nun temsilcilerinin ilk kez mayıs ayında Norveç’te bir araya gelmesiyle hızını kesmişti. Daha sonra Barbados’a taşınan görüşmeler (kısa süre önce ABD’nin yeni yaptırımlarına Guaido cephesine arka çıkması ve karmaşık Esequibo polemiği nedeniyle) sona erince, krizin geleceği yeniden belirsizleşti.

    Hükümetin bazı muhaliflerle diyaloğa girmesi

    Venezuela tüm bu çalkantılı süreçleri yaşarken ordunun kontrolünü kaybetmeden sakin bir şekilde ayakta kalan Maduro liderliğindeki hükümet ise Batı destekli muhaliflerle diyalogun sona ermesinden bir gün sonra, 16 Eylül’de diğer muhalif partilerle bir anlaşmaya vardı ve ulusal bir diyalog masası kurulduğunu duyurdu.

    Guaido cephesinin değersizleştirmeye çalıştığı anlaşmaya katılan 7 partiden 5’inin AN’de sandalyesi bulunmuyor. Maduro’nun rakibi Henri Falcon’un partisi Avanzada Progresista’nın 2, Timoteo Zambrano’nun temsilcisi olarak imza attığı Cambiemos’un 6 sandalyesi ise 167 sandalyelik AN’de çok büyük yer kaplamıyor. Fakat bu anlaşma, şimdiye dek yekpare bir şekilde hükümetle dövüşmüş AN’nin (küçük de olsa bir bölümünün) artık anlaşma sağlamış ve daimî bir diyalog masasına oturmuş olması dolayısıyla, sembolik de olsa önemli bir anlam taşıyor. Üstelik Timoteo Zambrano’nun, hükümetle anlaşma seviyesine Guaido ile daha önce yaptığı ve havada kalan konuşmaları neticesinde geldiğini ifade etmesi, Zambrano ve Guaido arasında yeni salvoların başlayabileceğini gösteriyor.

    Venezuela’da muhalefet ve hükümetin, şimdiye kadar oturdukları diyalog masalarından başarılı bir şekilde kalkamamış olmalarının nedenlerinden biri, tüm maddelerde anlaşamadıkları sürece bir anlaşma imzalamamalarıydı. Son anlaşmada ise hükümet ve muhalifler ortak paydaları hemen imza altına alıp ihtilafları daimî masada görüşmeye karar vererek ilk kez farklı yola gittiler.

    Hükümet oyunu rakiplerinin sahasına taşımaya çalışıyor

    Bu arada “Ulusal Seçim Konseyi’ne (CNE) yeni üyeler atanmasının, siyasi tutukluların serbest bırakılması için çalışma yapılmasının ve iktidarı destekleyen milletvekillerinin AN’ye geri dönmesinin” kararlaştırıldığı anlaşmayla hükümet, ilk kez oyunu rakip sahaya taşımayı ve Batı destekli muhaliflerin iddialarını ellerinden alarak kurduğu bu yeni oyuna onları dahil etmeyi hedefliyor.

    Şimdi muhalefet, AN’yi meşru görerek taktiksel bir taviz veren hükümetin CNE’ye yeni üyelerin belirlenmesi için attığı pasa karşılık vermek zorunda. Guaido’cu muhalefet bu çalışmalara katılırsa, ülke siyasetindeki parçalanmış görüntü bir bakıma düzelecek ve “gayrimeşru” gördüğü hükümetin kurduğu oyuna girmiş olacak. Şayet bu çalışmalara katılmazsa, (uzun süredir tarafsız olmadığını söylediği) CNE’nin yeniden hükümetin istediği doğrultuda biçimlendirilmesine seyirci kalacak. Gelecek yıl yapılacak seçimler göz önünde bulundurulduğunda, böylesi bir kayıtsızlığın seçmene izah edilemeyeceği görülüyor. Muhalefetin bu çalışmalara katılmasıyla istediğini elde edecek olan hükümetin, tamamen muhalefetin istediği bir CNE’nin önüne geçmek için, daha sonra Kurucu Meclis’i (ANC) oyuna sokması öngörülebilir.

    Siyasi tutukluların serbest kalması

    2016’da AN’den ayrılan, iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) mensuplarının da aralarında bulunduğu 54 milletvekili anlaşma çerçevesinde meclise geri döndü. Hükümet bu hamleyle, muhaliflerin uzun süredir istediklerini kolayca yaptıkları AN’deki rahatını bozacaktır. Zaten iktidar bloğu adına konuşan Saul Ortega da AN’ye “yetki gaspını” sona erdirmek için döndüklerini ve AN’nin sadece yetkisiz değil “rezalet bir durumda” olduğunu söyleyerek çetin mücadelenin işaretini verdi.

    Küçük muhalif partilerle yapılan bu anlaşmanın maddelerinden bir diğeri ise siyasi tutukluların serbest kalması için, kurulan komisyon çerçevesinde çalışmalar yürütülmesiydi. 30 Nisan’daki başarısız askeri kalkışmaya katıldığı gerekçesiyle tutuklanan AN Birinci Başkan Yardımcısı Edgar Zambrano da anlaşmanın ilk sonucu olarak geçen hafta salıverildi. Anlaşmanın imzacılarından Timoteo Zambrano 58 siyasi tutuklunun daha serbest kalacağını duyurdu.

    Hükümeti Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere birçok uluslararası örgütün baskısından kurtaracak bu adım, ülke siyasetinin tansiyonunu düşüreceği gibi, anlaşmayı imzalayan küçük partilerin siyasetteki ağırlıklarını da artırabilir. Bu arada, birbirleriyle sürekli rekabet halinde olan Venezuela muhalefetinin, ne kadar çok ferdi dışarıda olursa ittifak imkanlarının da o kadar zor olacağını göz önünde bulundurmak gerekiyor.

    Guaido’cu muhalefet ne yapacak?

    Ülkelerine yönelik her yaptırımı alkışlarla karşılayan ve bir askeri müdahale ya da deniz ablukasını ellerini ovuşturarak bekleyen Guaido öncülüğündeki muhaliflerin ne yapacağı ise henüz net değil. Sınırdaki “insani yardım” sokma girişimi ya da Caracas’taki askeri kalkışma gibi, krizin başından bu yana attığı hiçbir adımda başarılı olamayan, kısa bir süre önce Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçısı paramiliter gruplarla birçok fotoğrafı ortaya çıkan, artık sokak ve sosyal medya desteğini giderek kaybeden Guaido’nun “geçici devlet başkanlığı” AN’de geçen hafta yapılan oylamayla yeniden uzatıldı.

    Muhalifler Guaido’nun buradaki konuşmasında sunduğu “hükümet konseyi” teklifi üzerinden hareket edip Venezuela’da paralel bir hükümet yapılanmasına gidebilir. Guaido’nun önerdiği bu modelde, toplumun birçok kesiminin yanı sıra askerin de içinde bulunduğu bir hükümet kuruluyor ve kendisinin geçici devlet başkanlığı da sona eriyor; elbette Maduro’nun (muhaliflerin gasp dediği) devlet başkanlığı da. Bu modelin uygulanabilme ihtimali ise sıfır. Guaido destekçisi ülkelerin hala Guaido’ya inancı varsa, bu hükümet belki dışarıda tanınabilir.

    Muhalifler bir yandan da AN’ye dönen iktidar bloğuna karşı mücadele etmek için bir yöntem geliştirmek zorundalar. Muhtemelen iktidar bloğundaki milletvekilleri arasında kamu görevi alanlar ya da Kurucu Meclis’te görev yapanların AN’de bulunmalarını engellemeye çalışacaklar. Venezuela anayasasına göre bu mümkün; fakat anayasayı farklı yorumlayan iki tarafın siyasi kavga verdiği bir ülkeden bahsedildiğini unutmamak gerekiyor.

    Washington’ın muhalefete yapacağı yeni ödeme de göz önünde bulundurulduğunda, aniden elektriklerin kesilebileceği, yeni sokak hareketlerinin ya da askeri kalkışmaların denenebileceği Venezuela’da, muhalefetin tavrı ya da Rio Paktı temelli adımlar çok belirgin olmasa da, ABD Dışişleri Bakanlığı Venezuela Özel Temsilcisi Elliott Abrams en net ipucunu “Venezuela’ya daha çok yaptırım uygulanacak” açıklamasıyla veriyor.

    Not: Bu yazı 02.10.2019 tarihinde yazılmış, Anadolu Ajansı Analiz Masasında yer bulmuştur.

    https://www.aa.com.tr/tr/analiz/maduro-oyunu-rakip-sahaya-tasiyor/1599886

  • Kolombiya’da solun zaferinin bu ülke dışındaki galipleri-mağlupları ve muhtemel yansımaları

    Latin Amerika’nın 51 milyon nüfusuyla sağın kalesi sayılabilecek ülkesi Kolombiya, Devlet Başkanlığı seçimlerinin galibi, mazisinde silahlı militanlık ve belediye başkanlığı da bulunan tecrübeli popülist sol siyasetçi Gustavo Petro ile ilk kez sol tarafından yönetilmeye hazırlanıyor.

    Yarım yüzyıldan fazla süren (ve neredeyse hafif bir iç savaş sayılabilecek) silahlı çatışmalarından birini FARC’la yapılan ve halen tam uygulanamayan barış anlaşmasıyla çözmeye çalışmış Kolombiya’da toprakların dengesiz mülkiyeti, uyuşturucu ticareti, silahlı gruplar, kırsaldaki siyasi cinayetler, asayiş, eğitim, ekonomi ve çevre sorunları ile hepsinin ötesinde politik ve sınıfsal bir ön yargı (ya da kutuplaşma) ile de uğraşacak Petro’nun seçilmesi ülkesinin yanı sıra, (kültürel, siyasi ve silahlı hareketleriyle) sol dünyada müstesna bir yerde duran Latin Amerika için de tarihi bir anlam taşıyor, galipler ve mağluplar ortaya çıkarıyor.

    • Latin Amerika’nın siyasi haritası değişiyor

    Daha 3 yıl önce Venezuela’daki Maduro hükümetine ömür biçilen, 2 yıl önce Bolivya’da Evo Morales’in polis-asker ve sokak olayları marifetiyle devrildiği Latin Amerika’da solun Arjantin, Bolivya, Peru, Şili ve Honduras’ın ardından Petro’nun zaferiyle Kolombiya’da da iktidara gelmesi siyasi haritayı 2000’lerin başlarında olduğu gibi yine radikal bir şekilde değiştiriyor.

    Kolombiya’daki sonuçlarla Güney Amerika’nın batı kıyısı (arada Ekvador kalsa da) bağlantılı bir şekilde sol hükümetlerle birleşirken, Ekim’deki seçimlerde favori aday Lula da Silva’nın Brezilya’da kazanması durumunda ise etkileri mütevazi küçük ülkeler dışında Latin Amerika ülkelerinin (ilk 5 büyük ekonomisi Brezilya, Meksika, Arjantin, Şili ve Kolombiya ile birlikte) çok büyük bir bölümü sola geçmiş olacak.

    • Entegrasyoncu politikalar canlanacaktır

    Kıtanın koyu solcularının böyle bir harita karşısında, daha evvel Krichner(ler), Chavez, Correa, Lula, Mujica ve başka liderlerin de telafuz ettiği (öncelikle ispaniklerin ütopik ortak vatanı) “Patria Grande” rüyası görmesi şimdilik fazla duygusal bulunabilir. Lakin bu ülkeler, (her birinin farklı toplumsal gerçekleri ve solculuk tonları olmasına rağmen) Latinler arası sorunlar ve dış müdahaleler karşısında (en azından) söylem ve eylem birlikteliğine gitmek ve bölgesel kararlarda ortak hareket etmek isteyeceklerdir.

    Özellikle, Latin Amarikalılar arasında tıpkı Avrupa Birliğinde olduğu gibi bir yapı hayalini dile getiren, (ABD’nin müdahale enstrümanına dönüşen) Amerikan Devletleri Örgütü’nü (OAS) birçok kez eleştiren ve son Amerikalar Zirvesine katılmayan Meksika Devlet Başkanı AMLO başta olmak üzere yukarıdakilerle birlikte birçok entegrasyoncu ismin, Petro’yu kampanya sürecinde açıktan desteklemeleri de yalnızca sol dayanışması olarak okunmamalıdır.

    • En çok fayda sağlayacak da zarar görecek de Venezuela’da

    Galibiyetin hemen ardından (Maduro’nun ismini vermeden) Venezuela hükümeti ile görüştüğünü duyuran Petro’nun göreve gelişinden şüphesiz en çok yarar sağlayacakların başında ise, selefi Ivan Duque’nin bütün ilişkileri koparıp tüm görev süresi boyunca açıktan birçok düşmanlık gösterdiği Venezuelalı mevkidaşı Maduro geliyor.

    Petro’nun, kendisinin silah bıraktığı da dahil neredeyse son 50 yıldaki bütün barış görüşmelerinin içinde yer alan deneyimli siyasetçi Alvaro Leyva Duran’ı Dışişleri Bakanı olarak atayacağını duyurması öncelikle ELN ve diğer gruplarla barış görüşmeleri ve bu görüşmelere uygun bir dış politika güdeceğine işaret ediyor.

    ELN ve FARC muhalifleri başta olmak üzere diğer silahlı grupların Venezuela topraklarında varlık göstermeleri ve geçmiş dönemde FARC’la yapılan barış anlaşmasında Chavez ve ülkesinin oynadığı kritik rol de hesaba katıldığında yeni dönemde Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile diyaloğun komşuluğun ve solculuğun ötesinde bir düzlem ve pazarlığa oturacağı değerlendirilebilir.

    • Guaido en büyük kaybeden

    Bu ülkede 2019 yılında kendini Geçici Devlet Başkanı ilan eden ama görev süresi bir türlü dolmayan Juan Guaido ve liderliğini yaptığı muhalefet Kolombiya’da Petro’nun iktidara gelmesinden en fazla zarar görecekler arasında yer alıyor. Petro’yu daha önce “Venezuela diktatörü (!) Maduro rejiminin” yolsuzluk paralarıyla finanse edilmekle itham eden ve Petro’nun da bilhassa sosyal medya üzerinden birçok kez hedef aldığı Guaido’nun tamamen ya da kıyısından köşesinden müdahil olduğu, Maduro hükümetine karşı tertiplenen suikast ve darbe girişimlerinin planlamalarının Kolombiya’da yapıldığı iddia edilegeliyor.

    Tüm bu alacalı işlerinin yanı sıra Venezuela’dan yasadışı bir şekilde iki kez Kolombiya topraklarını kullanarak çıkan ve birçok ülkeyi ziyaret eden Guiado’nun Petro yönetiminde artık bu “seyahat özgürlüğüne” sahip olması da Bogota’da bir büyükelçi (!) bulundurması da çok zor görünüyor.

    Venezuela muhalefetinin onu en başta destekleyen ülkeler için bile, son dönemde bırakın müttefikliği yararlı bir kart dahi olmadığı ortadayken, Petro yönetimindeki yeni Kolombiya’nın Guaido liderliğindeki Venezuela muhalefeti için kolay diaspora olduğu dönemin de geride kaldığı değerlendirilebilir.

    • Almagro’nun OAS’si ya da OAS’nin Almagro’su en büyük müttefikini kaybetti

    Kolombiya’daki seçimlerin kaybedenleri hanesine yazılacak bir diğer isim ise bulunduğu makamı, çok çok ötesinde işlere kalkışarak sorgulanır hale getiren Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreteri Uruguaylı Luis Almagro.

    Maduro yönetimine karşı 2018’de askeri müdahaleyi ilk kez telafuz eden ve devam eden süreçte bu hükümeti devirmek için bütün gücünü harcayan Almagro, Venezuela’nın peşini bir türlü bırakmadığı gibi 2019 yılında Bolivya’daki seçim sürecinde de Evo Morales’i asker-polis ve sokak zoruyla istfaya götüren süreçte (seçimlerdeki düzensizlik iddialarının bulunduğu gözlemci raporuyla) fitilin ateşleyicisi oldu.

    Petro’nun, birçok insanın kanının dökülmesinin yanında siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklara neden olan bu kırılmaların tamamında Almagro’yu da sorumlular arasında tuttuğunu defaatle açıkladığı göz önünde bulundurulduğunda, siyasete sağda başlayıp sola oradan da tekrar sağa kayan Uruguaylının artık Casa de Nariño’da bir destekçisinin olmayacağı çok net.

    • Petro’nun, Filistin ve İsrail’e muhtemel yaklaşımı

    Nobel Ödül Barış Ödüllü eski Devlet Başkanı Juan Manuel Santos’un görev süresinin sonunda (2018) adeta Ivan Duque hükümetine attığı son dakika golüyle Filistin’i (Latin Amerika ülkeleri arasında en son) tanıyan Kolombiya’da Petro iktidarının uluslararası arenadaki kayda değer bir değişikliği de bu hususta yaşanabilir.

    Latin Amerika’da solun neredeyse ortak davası gibi görülebilecek Filistin konusunda, İsrail’e “Nazi” benzetmesinde de bulunmuş Petro’nun bu ülkeyle olan ilişkileri soğuturken, Filistin’le dayanışma göstermesi şaşırtıcı olmayacaktır.

    • Petro’nun PKK’ya bakışı ve Türkiye’nin Kolombiya barışına katkısı

    Türkiye’nin Kolombiya ile, özverili ve deneyimli bir Büyükelçiliği yanında TİKA, Türk Hava Yolları, Anadolu Ajansı ve Maarif Vakfının varlıklarıyla derinlik kazanmış bir ilişkisi bulunuyor.

    Özellikle Kolombiya barışının kalbi sayılan Orejon mezrasında TİKA eliyle inşa ettiği okul ve katkı sunduğu onlarca kırsal kalkınma projesi, yeni barışlar arayışındaki Gustavo Petro döneminde Türkiye’nin en büyük artıları olacaktır.

    Petro’nun (belki de kendi silahlı geçmişiyle sempatize ederek) PKK-PYD’ye özellikle Türkiye’nin Suriye’deki terörle mücadele operasyonları sırasında sosyal medyadan destek vermiş olması bir soru işareti oluştursa da bu hususlar sağlıklı bir enformasyonla çözülebilecektir.
    Kolombiya’da 200 yıllık sağ iktidarların ardından gelen Gustavo Petro’nun iç performansı ve yardımcısı Francia Marquez’le sağladığı uyuma bağlı şekillenecek dış politikasına ve tarzına dair ilk işaretler ise (davet edilenler ve katılanlarıyla) 7 Ağustos’taki yemin töreniyle alınacaktır.

    Not: Bu yazı, son kısmı hariç 30.06.2022 tarihinde yazılmış, Anadolu Ajansı Analiz Masasında yer bulmuştur.

    https://www.aa.com.tr/tr/analiz/kolombiyada-petronun-zaferi-ve-latin-amerikada-yukselen-sol/2626665

  • Kolombiya için bu seçim “gerçekten önemli” seçim

    Fotoğraf: Anadolu Ajansı – Lokman İlhan – 2018 Bogota

    Güney Amerika’nın 51 milyon nüfuslu ülkesi Kolombiya’da halk, 200 yıllık tarihlerinin en önemli dönemeçlerinden biri olacak seçimlerde devleti 2026’ya kadar yönetecek (belki de solcu) başkanlarını belirlemek için şu an sandık başında.

    39 milyon seçmenli ülkede bu seçimlere, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile (2016’da) yapılan sulhün tesirinin devam ettiği 2018 yılı seçimlerine nazaran daha karışık ve şiddetli bir kampanya döneminden geçilerek gelindi.

    Kaç silahlı eylemin, kaç tehditin yapıldığına uzun uzun girmeye gerek yok seçimin en güçlü adayı eski solcu militan Gustavo Petro ve yardımcısı Afro-Kolombiyalı Francia Marquez’in kampanyalarını zırhlı kalkanlar ardında yaptıkları mitingle bitirdiklerini söylemek yeterli.

    Petro ve diğer adaylar kim? 2012-2015 arası Bogota belediye reisliğini yürüten Petro 70’lerin sonundan 80’lerin ortasına kadar meşhur sol isyancı M-19’un bir militanıydı. Hapiste de yatan Petro örgütünün anlaşmayla silah bırakmasının ardından eğitimini tamamladı/politikaya girdi.

    2006’da senatör olan Petro, 2010 ve 2018’deki devlet başkanlığı seçimlerine katıldı. 2018’de 2. turda mevcut DB Duque’ye kaybeden Petro’nun en önemli rakibi ise 2016-2019 arasında ülkenin ikinci güç ve kimlik merkezi Medellin’in belediye reisliğini yapan 48 yaşındaki sağcı Fico.

    Her ne kadar daha özgün bir karakter olsa da Federico Gutierrez yani Fico da mevcut DB Duque gibi, ülkenin son 20 senesine ağır bir damga vuran eski DB Alvaro Uribe Velez’in dolayısıyla Kolombiya’nın mevcut düzeninin adayı.

    Petro’nun ilk turda kazanamaması durumunda karşılaşması muhtemel diğer rakibi ise Medellin gibi ülkenin büyük ve önemli kentlerinden Bucaramanga’da 2016-2019 arası belediye reisliği yapan müteahhit iş adamı popülist siyasetçi Rodolfo Hernandez. 

    Son anketlerde çıkış yakalayan Hernandez’e dair bilinenler arasında “Yolsuzluk Karşıtı Yöneticiler Ligi”ne dahil olması da var. Petro’nun M-19’da “Aureliano” ismini kullanmış olmasından hareketle bu yolsuzluk işlerini de “Büyülü Gerçeklik”e bağlayıp anketlere geçelim :-))

    Petro’ya 

    CNC %36, CELAG %45, INVAMER %41, YANHASS %40

    Fico’ya 

    CNC %21, CELAG %20, INVAMER %27, YANHASS %21

    Hernandez’e 

    CNC %19, CELAG %20, INVAMER %21, YANHASS %12

    Fajardo’ya 

    CNC %4, CELAG %5, INVAMER %5, YANHASS %7 veriyor. 

    Bu arada en zayıf halka Fajardo’yu da yazalım; 2012’den 2015’e kadar Medellin’de yürüttüğü valilik görevi ve referandumda barış anlaşmasına verdiği destekle popülaritesini artıran Sergio Fajardo, 2018 seçimlerinde yaklaşık %24 oy alarak 3. olma başarısını göstermişti.

    Merkezde olmayı hiçbir şey yapmamak/söylememek sanan Fajardo, 2. turda hiçbir adaya destek vermeyerek Duque’nin galibiyetine de yol açmıştı. Şimdi %5’lerde gezinmesi de o hareketle Musa’ya da İsa’ya da yaranamadığını gösteriyor.

    Düşülmesi gereken son not ise, 13 Mart’taki yasama organı seçimlerinde Kolombiya’da uzun zaman sonra ilk kez yaşanan “hile” tartışmalarının ne olursa olsun bu seçimde de kaybeden tarafça yeniden açılma ihtimali. Üstelik şimdiden bir gözlemci tartışması bile var.

    Ülke genelinde 300 bin güvenlik görevlisinin koruma ve taşıma rolü alacağı bu seçimde devletin etkisiz kaldığı kırsalda bazı bölgelerin seçmeninin silahlı grupların insafına terk edildiğine dair haber ver derlemeler de çıktı.

    Bu seçimleri “gerçekten önemli” yapan ise tabii ki Kolombiya gibi sağ oğlu sağ bir ülkenin ilk kez sola geçme ihtimalinin neredeyse kesinleşmesi. Seçimlerin düşük bir ihtimalle ilk turda Petro tarafından alınması sadece Kolombiya’yı değil, bölgeyi de etkileyecektir. 

    Yalnızca Güney Amerika’nın Siyasi Haritasını önünüze aldığınızda bile Kolombiya’nın sol tarafından kazanılmasıyla, bu kara parçasının batısında Ekvador hariç tamamen sol bir blok oluşacak.

    2 yıl önce Maduro’ya ömür biçildiği, Evo’nun devrildiği koca kara parçasında solda sadece Uruguay vardı. Bugün Uruguay sağa geçse de Arjantin, Bolivya, Peru, Şili ve Venezuela’nın yanına Kolombiya’nın gelişi (farklılıkları olsa da) en azından söylem entegrasyonu getirebilir.

    Petro’nun ilk turda kazanamaması durumunda ise ülke siyasetini Fajardo’nun küçük tabanının büyük önem kazandığı ve 2. tura kadar çok ince işçiliklerin görülebileceği bir 3 hafta bekliyor.

    Petro’nun 2. turu kaybetmesi ihtimaline dair konuşmak için erken fakat geçen yıl 80’den fazla kişinin hayatını kaybettiği kanlı genel grev, bu grevde ülkedeki sol siyasilerin büyük etkisi, sokakların ise örgütlü solcu gençlerce mobilize edildiği unutulmamalı.

    Daha uzun ve daha detaylı yazmak isteyebileceğim bu yazıyı, sadece Türk basınınında Latin Amerika haberleri konusundaki kıtlık karşısında bir kayıt olması amacıyla, biraz da aceleyle “Twitter zinciri” formatında kaleme almak zorunda kaldım.