
ABD’nin uyuşturucuyla mücadele bahanesiyle sıkıştırdığı Venezuela’daki Maduro hükümeti içeride şimdilik nispeten rahat görünse de 2024’teki tartışmalı seçimler ve yıllardır uyguladığı politikaların getirdiği yalnızlık dikkati çekiyor, bölgedeki kategorik ABD karşıtlığı tam bir Venezuela dayanışmasına dönüşemiyor.
Petrol, ekonomik kriz, protestolar ya da darbe girişimleriyle hatırlanan Venezuela, mevcut Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yönettiği iddia edilen varlığı ve mahiyeti tartışmalı uyuşturucu şebekesi Cartel de los Soles’e karşı, Karayiplere askeri yığınak yapan ABD’nin hedefinde. Monroe Doktriniyle arka bahçesi saydığı Latin Amerika’da doğrudan ya da dolaylı müdahalelerle işgal, iç savaş ve darbeler yapan ABD’nin hamlelerine, Venezuela’nın ise askeri ve politik durumu ile dış ilişkilerine yakından bakmak süreci anlamlandırmaya yardımcı olabilir.
Önceki döneminde de Venezuela’ya rahat vermeyen Donald Trump, göreve gelir gelmez Venezuela’dan kıtaya yayılan çete Tren de Aragua’yı terör listesine eklerken, çete üyeliği iddiasıyla birçok genç Venezuelalıyı El Salvador’un mega hapishanesine gönderdi, Venezuela’da tutuklu bazı vatandaşlarının serbest kalmasını sağladı. Sonrasında Venezuela petrolünün önemli kısmını üreten ABD’li Chevron’un lisansını askıya alan Trump yönetimi, Arjantin’in Caracas Büyükelçiliğine sığınmış Venezuelalı muhalifleri de tahliye ettirdi.
Venezuela’nın bu süreçte El Salvador’daki vatandaşlarını geri alması ve Caracas’taki bir grup Amerikalıyı daha serbest bırakması havayı biraz yumuşatsa da Trump’ın temmuz sonunda Chevron’a yeniden ruhsat vermesi ve fakat aynı gün Cartel de los Soles’i terör listesine eklemesiyle durum karışık bir hal aldı.
Karayipler ısınıyor
Maduro, Chevron’un dönüşüne “102 yıldır buradalar, umarım 100 yıl daha sorunsuz çalışırlar” sözleriyle sevinirken Trump ise ağustosta Maduro’nun yakalanması için belirlediği ödülü 25 milyondan 50 milyon dolara çıkardı.
Ağustos sonunda korvet, kruvazör, muhrip ve çıkarma gemilerinin yanı sıra nükleer denizaltı ile 4 binden fazla asker Karayipler ve çevresine yığıldı. Panama’ya da gemi gönderilirken, Venezuela açıklarına getirilen donanmaya bağlı hava araçlarına ek olarak Porto Riko’ya SİHA ve F-35 konuşlandırıldı. Eylülle birlikte en az 14 kişinin öldüğü bot saldırıları düzenleyen ABD bir helikopteriyle de Venezuela Uçuş Bilgi Bölgesi’ne girdi, ayrıca bölgedeki istihbarat uçuşlarını sürdürüyor.
ABD’nin En az 20 bin askerlik 1989 Panama işgali hatırlandığında bugünkü yığınağın karteller için büyük, Venezuela’ya karşı ise küçük kaldığı görülüyor. Takviye edilmediği sürece bu kuvvetlerin savaştan daha çok baskı ve panik amacıyla Venezuela açıklarına getirildiği, dahası Venezuela içinden gayrinizami harp hamleleriyle desteklenmezse başarılı da olamayacağı değerlendirilebilir.
Politikanın sahibi kim?
ABD Venezuela’yı sadece rant potansiyeli, petrol ve maden rezervleri ya da Rusya, Çin ve İran ile ilişkileri olan bir ülke değil aynı zamanda, muhaliflerin seçimlere katılması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngören Katar anlaşmasına uymayan ülke olarak da görüyor olabilir. Bugünkü agresif adımları yalnızca buradan okumak mümkün olsa da Venezuela’yı böylesine rahatsız eden ABD’nin farklı nedenlerle Kolombiya ve Brezilya’yı da karşısına alması Venezuela politikasının sahibi ve sahiciliği konusunda kuşkular ortaya çıkarıyor.
Trump’un Venezuela özel temsilcisi Richard Grenell’in “Maduro ile hala görüşüyorum” açıklaması da Venezuela politikası üzerinde soru işaretlerini artırıyor. Buna rağmen askeri yığınak ABD’nin Venezuela’ya bakışında köklü ve hesaplanmış bir değişimin habercisiyse gerginliğin Venezuela’da bir geçiş elde edilene kadar artarak süreceği düşünülebilir.
Ancak bu yığınak ve agresiflik Küba asıllı neo-con Marco Rubio’nun, Maduro’nun kolayca devrileceği yanılgısından bir türlü kurtulamayan Venezuela muhalefetiyle koordine ettiği bir hamle ise başarı ihtimali düşük olabilir. Geçmişte Venezuela’ya askeri müdahale için çabalayan John Bolton’un Trump tarafından bugün nasıl anıldığı hatırlandığında, herhangi bir başarısızlık ya da Trump’ın vazgeçip Venezuela ile karlı bir anlaşmaya yanaşması durumunda Rubio’nun bazı zorluklar yaşacağı tahmin edilebilir.
Bin generalli ordu, yüzbinlerce milis ne işe yarar?
Yığınağın artması ya da Venezuela’nın bir şekilde çatışmaya çekilmesi ihtimali ise bu ülkenin askeri ve politik durumunun, komşularıyla bozulan ilişkilerinin yeniden hatırlanmasını gerektiriyor.
General ve amiralleri 2 bini aşan Venezuela’da (milisler dahil edilmediğinde) kara, donanma, hava ve kolluk kuvvetlerinden oluşan Bolivarcı Ulusal Silahlı Güçlerinin (FANB) sayısı açık kaynaklara göre 120 ila 340 bin arasında dalgalanıyor.
Yaptırımlar ve ekonomik sorunların modernizasyon, bakım ve harbe hazırlık konusunda zorladığı Venezuela’da donanmanın, sahil güvenlikle birlikte farklı büyüklükte deniz araçları, açık deniz karakol gemileri ve hücumbotlarının yanında 2 fırkateyn, 4 korvet, 4 çıkarma gemisi ve 2 denizaltısı öne çıkıyor. Hava kuvvetlerinde kaçının uçabildiği bilinmeyen 24 SU-30 ve 18 F-16’ya sahip Venezuela’da hava savunma olarak da S-300, BUK ve S-125’ler bulunuyor.
Ne kadarının eğitim aldığı ya da savaşacak durumda olduğu sorusuna yanıt verilemeyen milis gücünün sayısı ise Maduro’ya göre 4 buçuk milyonu aştı ve 8 milyon hedefleniyor. Bu rakamlar bölge ülkelerini tedirgin etse de ABD gibi bir savaş makinesi karşısında şansa sahip değil.
2019’dan bu yana denenen darbe çağrıları, askeri kalkışmalar, sabotajlar, suikast girişimleri ve toplu firarların yanında general sayıları da göz önüne alındığında Venezuela’da gayri nizami harbin her zaman ihtimal dahilinde olduğu unutulmamalıdır.
Askerin durumuyla ilgili dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus ise 2024’teki seçimlerde muhalefetin Maduro karşısında adeta tulum çıkardığını gösteren tutanakların askerlerin koruduğu oy kullanma merkezlerinden çıkmış olması, halen tutuklu bulunan 800’den fazla kişinin arasında 170 kadar da asker bulunması.
Kazandıkça yalnızlaşan Maduro
Ülkede politik açıdan Maduro’nun çok rahatsız olmayacağı bir iklim hakim olsa da bu deneyimli siyasetçinin son yıllarda seçim kazandıkça bölgeyi kaybetmesi ve yalnızlaşması dikkati çekiyor.
Sonuçların halen detaylandırılamadığı seçimlerin ertesi günü fakir mahallelerde başlayan ve tüm ülkeye yayılan birkaç günlük protesto dalgasını sert müdahalelerle bastıran Maduro, ardından haftalar süren bir tutuklama furyası başlattı.
“Seçimleri kazandık” iddiasındaki Edmundo Gonzalez ise önce Hollanda’nın Caracas Büyükelçiliğine kaçtı, sonrasında Maduro hükümetiyle anlaşma imzalayarak İspanya’ya iltica etti. Muhalefetin asıl lideri Maria Corina Machado ise aylardır bilinmeyen bir yerde saklanmaya devam ederken, hep sistem içinde kalan ve mutedil bir siyasetçi olan diğer aday Enrique Marquez bile halen tutuklu.
Başkanlık yarışında Edmundo Gonzalez’i destekleyen ünlü muhalif figürlerin bir süre sonra Machado cephesinin dışında kalarak parlamentoya girmesiyle muhalefet tekrar bölündü, etkisiz hale geldi.
Muhalefetin bu durumuna, az da olsa “düşmana karşı” kenetlenme ihtimali bulunan iç kamuoyu ve (önemli kısmı genç) 7 milyon Venezuelalının ülkede olmayışı da ekleyince Maduro’nun içeride şimdilik bir sokak baskısıyla karşılaşma ihtimali yüksek görünmüyor.
Bununla birlikte Maduro’nun “dış tehdit kaynaklı olağanüstü” hal ilan etme planları ise hükümetin ek önlemleri yanında, Küba ya da Nikaragua modellerine göz kırpması olarak da okunabilir.
Komşularla aralar pek iyi değil
Maduro’nun bugün herhangi bir dış tehdit karşısında en savunmasız noktası izolasyon ise özellikle 2024 seçimlerinden sonra katılaşmaya başladı.
Kıtada yalnızca Küba, Nikaragua ve Bolivya’nın tanıdığı Maduro’nun seçim galibiyeti Kolombiya, Brezilya ve Guyana gibi komşularının yanında diğer Latin Amerika ülkeleri için adeta bir “mutlak butlan” olarak görülmekte.
Maduro, başta Brezilya, Kolombiya ve diğer ülkelerin sonuç tutanaklarının açıklanması ya da muhalefetle diyaloğa girilmesi gibi sulh çağrılarını had bildirerek ve ülkesinin içişlerine karışılmamasını söyleyerek reddetti. Son süreçte birçok Latin Amerika ülkesiyle bağlarını koparan Maduro yönetimi Caracas’ta muhaliflerin sığındığı başla ülkelere ait diplomatik misyonlara da en hafif tabiriyle dikkatsiz bir agresiflik sergiledi.
Meksika, Kolombiya ve Brezilya ile (seçim sonuçlarını tanımasalar bile) ilişki geliştirmeye uğraşsa da Maduro’ya destek Trump gibi bir karakterin askeri tehdidine rağmen halen solcuların kategorik işgal karşıtlığının ötesine geçemiyor. Bu ülkeler halen Maduro’yla direk diyalog kurmadıkları için ABD’ye diyalog çağrıları da havada kalıyor.
Seçim sürecinde ayrıca Maduro’nun seçimlerin ve sürecin güvenilirliğine katkı vermesi için ülkeye davet ettiği Carter Center, “sürecin hiçbir şekilde uluslararası standartları karşılamadığını” ve “Venezuela’nın kendi mevzuatının dahi ihlal edildiğini” duyurdu. Seçimleri izlemek ve yalnızca Ulusal Seçim Konseyi ile BM Genel Sekreteri Guterres’e sunulacak bir rapor hazırlamak üzere Venezuela’da bulunan diğer kurum BM heyetinin çok olumsuz raporu da Maduro için başka bir dış darbe oldu.
Tüm bunlara ek olarak yıllardır süren istikrarsızlıkla Venezuela’yı terkeden 7 milyondan fazla göçmenin bölge ülkelerinde oluşturduğu huzursuzluğa, Maduro’nun bilhassa iç politikada rahatlayabilmek için son 2 yıldır Guyana’ya karşı sergilediği agresif tutum da eklendiğinde Venezuela’nın bölgede karşılaştığı izolasyon anlaşılabiliyor.
Yorum bırakın