yeni dünyaya dair yazılar

[
[
[

]
]
]

Kolombiya, Abelardo de la Espriella’nın seçimleri küçük bir farkla solcu Ivan Cepeda’ya karşı kazanmasıyla Latin Amerika’da sağ dalganın iktidara geldiği son ülke oldu.

Son bir yılda Peru’da sağcı Keiko Fujimori sol karşısında bıçak sırtı bir galibiyet alırken birkaç ay önce ise Ant Dağlarının kucağındaki ülkelerden Şili’de aşırı sağcı Jose Antonio Kast, Bolivya’da ise merkez sağdan Rodrigo Paz sol iktidarlara son verdi, Arjantin’de iktidardaki sağcı Javier Milei meclis seçimlerinde galibiyet aldı. Aynı bölgeden Ekvador’da da sağcı Daniel Noboa’nın zaferle çıktığı sandıklardan Orta Amerika ülkeleri Costa Rica’da sağcı Laura Fernandez, Honduras’taysa muhafazakar sağcı Nasry Asfura ipi göğüsledi. Kimi ülkelerde solu tamamen sandığa gömen yeni nesil sağcılar karşısında sadece kıtanın kuzeyinde Meksika, ortasında Guatemala, (seçim ihtimali pek olmayan Nikaragua ve Küba), güneyinde ise Brezilya ve Uruguay solda kaldı. 

El Salvadorlu lider Nayib Bukele’nin 2019’daki zaferiyle ilk kez kafayı kaldıran bu sağ dalga, ciddiye alınması gerektiğini 2023’te Arjantin’deki Milei zaferiyle gösterdi. Bukele’nin bir zamanlar dünyada en yüksek cinayet oranlarıyla ünlü olan ülkesinde “cinayetsiz 1000 gün” rekorlarını duyurması, inşa ettiği dev hapishaneye çete üyelerini doldurması, onun yalnızca El Salvadorlular nezdinde değil Latin Amerikalılar arasında da ününü ve kabulünü artırdı. Her birinin ülkesindeki sorunları ve önerileri farklı olsa da sağcılar genel çerçevede Bukele’yi biraz Trump’la harmanlayarak taklit etmeye başladı. Güvenlik, bürokrasi, yolsuzluk, aile ve (elbette Venezuelalı) göçmenler konularında Bukele tarzıyla özellikle sosyal medyada “basit, hızlı ve sağlam” tedbirler vaad eden yeni sağ dalganın bu ivmelenmesini Trump’ın (ve Rubio’nun) desteği daha da hızlandırdı. 

Çoğunluğu yeni siyasi parti ve liderlerden oluşan sağcı hükümetlerin başarılı ve kalıcı olup olamayacağına dair soru işaretleri bulunsa da solun, Latin Amerika’nın rotasını sağa çeviren düşüş trendini anlayabilmek için Venezuela ve Venezuelalı göçmenler, güvenlikteki bozulmanın yanı sıra anayasal düzenle oynama denemeleri gibi halkla bağını zayıflatan ve aile konusunda halkı korkutan hamlelerine yakından bakmakta yarar var.  

-Solun en büyük imtihanı: Venezuela

Ülkelerinde kötü bir karneye sahip olmayanları da dahil Latin Amerika’daki sol iktidarları en çok zora sokan unsur şüphesiz Venezuela’daki chavist yönetim oldu. Ağır yaptırımlar ve diplomatik izolasyonla hırpalanan ve bugün bir de depremin vurduğu Venezuela’da Chavez ve (ABD tarafından kaçırılan) Maduro’nun uyguladığı politikalar sadece kötü bir ekonomik karne, hantal bir devlet oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda bölge ülkelerine yayılan 8 milyonluk devasa bir göç dalgası da üretti. 

Özellikle aksanın, kültürün iyice farklılaşmaya başladığı Şili gibi güneyde artan Venezeulalı göçmen sayıları sosyolojik bir yük oluşturmanın yanında, pandemi sonrası daralan ekonomilerde popülist ve ırkçı sağ için son derece kullanışlı bir günah keçisi haline geldi. Başta Tren de Aragua olmak üzere uluslararası yapıya dönüşen bazı Venezuelalı çetelerin kıta genelinde yaygınlık göstermesi de doğrudan solun hanesine bir eksi olarak yazıldı. 

Komşularıyla genelde hep bir polemik halinde olan Maduro’nun dış politikası da hem imaj hem de bölgeye etkileri açısından irdelenmeyi hak ediyor. Kolombiya’da terör estiren ELN ve eski FARC mirasçıları ile sağcı paramiliter gruplara isteyerek ya da istemeyerek ev sahipliği yapan Venezuela’nın solcu yönetimi, Guyana ile 200 yıllık Esequibo anlaşmazlığını da (biraz da iç politikada sıkıştığı için) sürekli kaşımasıyla bölgede “istikrar bozucu” olarak kodlandı. 

Maduro’nun 2024 seçimlerinde hiçbir kanıt sunmadan kazandığını iddia ettiği tartışmalı zafer ise ortalama Latin Amerikalının gözünde Nikaragua ve Küba ile de birleşince, “sola karşı demokrasinin işletilemeyeceği ve iktidarı asla bırakmayacakları” şeklinde bir propaganda enstrümanına dönüştü. Seçimler öncesinde blok halinde “kaybedersen gitmelisin”  diyen Meksika, Brezilya ve Kolombiya gibi ülkelerin güçlü görüntüsü ise Maduro’nun müzakereye kapalı sert tavrı karşısında “güçsüz ve etkisiz aktörler”e evrilmesine neden oldu. 

Güçsüz ve etkisiz sol bölgesel aktörlerin varlığının Maduro’nun meşruiyet zayıflığıyla birleşmesi ise Monroe Doktrinini yeniden uygulayacağını açıktan söyleyen ABD gibi emperyal oyuncunun boşluk bulup bir gece yarısı Maduro’yu kaçırmasını ve haliyle solun kalesinde bir gedik daha açılmasını doğurdu.

-Yaygın yolsuzluklar

Sol hükümetleri gözden düşüren ve sağın diline dolayan yumuşak karınlarından biri de iktidar çevrelerinin anıldığı yolsuzluklar oldu. 

Şeffaflık ve hesap verilebilirlik sloganlarına karşın Latin Amerika solu, son yıllarda Venezuela’daki yaygın iddiaların yanında devlet petrol şirketi PDVSA’daki operasyonlar, birçok ülkenin karıştığı Brezilya merkezli inşaat şirketi Odebrecht skandalları, Arjantin’de (Milei zaferi öncesi) eski Devlet Başkanı Cristina Fernández de Kirchner’in mahkumiyeti, Meksika ve Şili’de kamu ihaleleri, Honduras’ta eski iktidar partisine dokunan birden fazla vaka, Kolombiya’da Ulusal Afet ve Risk Yönetimi Birliği (UNGRD) ve Petro’nun ailesi ve çevresinin dahil olduğu dosyalarla anılarak yıprandı.

-Güvenlik, halktan kopuk denemeler 

İşsizlik ve fakirliğin düşürülmesi gibi konularda Meksika, Şili ve Kolombiya ve dahi geçmişte birçok bölgede başarılı olan sol hükümetlerin bu artıları hep en başta asayişteki eksilerinin gölgesinde kaldı. Bilhassa Kolombiya ve Şili’de şiddet eylemlerine varan protestolarla sokağı domine ederek iktidara gelen sol hükümetlerin bu geçmişleri güvenlik paradigmalarına da yansıdı, her iki ülkede de asayiş bozuldu. Özellikle Kolombiya’da, çocukların zorla silah altına alınması, haraç ve tehdit gibi cürümler artarken Petro’nun kırsalda silahlı gruplara neredeyse hiç müdahale etmeden ısrarla müzakere araması kimi bölgelerde devletin varlığını ELN ve FARC gibi örgütler karşısında sıfırladı.

Sağcılara güvenlik konusunda propaganda fırsatı veren sol hükümetler, halkta karşılığı olmayan ve devletin yapısını değiştirmeye çalışan denemelerle de tepki çekti. 

Şili’de solcu Gabriel Boric’e iktidarının henüz birinci yılında moral üstünlüğünü bir daha toparlayamayacak şekilde kaybettiren ve ülkeyi adım adım Kast gibi aşırı sağcı bir figüre teslim eden süreç, ortalama bir Şililiyi endişelendirecek şekilde hazırladıkları anayasanın referandumuyla başladı.

Pinochet’in anayasasından kurtulmak isteyen sol, halkın karşısına “çok ulusluluk”, farklı hukuk sistemler, yasamanın tamamen değiştirilmesi gibi radikal, elitist, üstenci ve hantal değişikliklerle çıkarken, Kolombiya’da Petro’nun gölgesinde kalan solcu aday Cepeda da “Kurucu Meclis” vaadindeki ısrarıyla aynı hatayı yaptı. Bu mekanizmanın bütün Latin Amerika’da Chavizm ve Maduro ile özdeşleştiğini görmezden gelen Cepeda, sağcılara “Kolombiya’yı Venezuela’ya çevirecekler” propagandasını altın tepside sundu. 

-Aile

Sol, bugün bölgenin büyük kısmında sağı iktidara taşıyan Latin Amerikalıları, cinsiyet, aile ve din konularında da uzun bir süredir korkutmakta.  

Latin Amerika’da sol rüzgarın karizmatik liderlerle ortaya çıktığı 90’ların sonu ve 2000’lerin başında bu hükümetlerin gündeminde öncelikle gelir dağılımındaki adaletsizlik, şehir, sağlık ve eğitim altyapılarını düzeltecek reformlar ve yolsuzluklarla mücadele varken son yıllarda sol ajanda yalnızca kimlik siyaseti, LGBT, çevre, eşcinsellerin evlat edinmeleri ya da birbirleriyle evlilik yapabilmesi gibi tartışmalarla doldu. Kürtajın yasallaşması için uzun yıllar önce Arjantin’de ortaya çıkan ve farklı bölgelerde farklı zamanlarda görülen Yeşil Dalga hareketi, LGBT yürüyüşleri ya da solun dahil olduğu küçük ölçekli sokak hareketleri dahil sıklıkla gelenekselliğin, ailenin ve dinin hedef alındığı nümayişlere dönüştü.

Venezuela, Arjantin gibi ülkelerde solcu hükümetler eliyle İspanyolca’nın erilliğinin azaltılması yolunda başlayan denemeler, doğasında dilbilgisel cinsiyet bulunan böyle bir dili “cinsiyetçi olmayan” dile çevirmek için sol feminist ve LGBT’ci toplulukların yeni bir kural eklemeye çalışmasına kadar vardı. 

Sol, Latin Amerikalıların önemli bir bölümünün dışarıdan dayatıldığını düşündüğü tüm bu işlerle uğraşırken sağ ise uzun bir süredir De la Espriella, Milei, Kast, Paz ve (bir önceki dönem) Bolsonaro gibi isimlerle propagandasını (yer yer özellikle Brezilya’da Evanjeliklerin de desteğiyle) “aileyi korumak” üzerine kurguladı. 

-Peki ya bundan sonra? 

Solcuların açtığı bu pencerelerden Latin Amerika’ya dolan sağ rüzgarın akıbetine ilişkin belirsizlik ise birbiri ardına aldığı galibiyetlere rağmen sürüyor. Ekvador’da Noboa güvenlik anlamında kötü bir sınav verirken, Bolivya’da Paz protestolara karşı olağanüstü hal ilan etti. Şili’deki aşırı sağcı Kast ise anketlerde toplumsal desteğin dramatik düşüşüyle yüzleşiyor.  

Kolombiya’da De la Espriella’ya solcular tarafından sokakta rahat yüzü gösterilmeyeceğine dair emareler belirirken, yeni Latin Amerika sağı, ilerleyip ilerleyemeceğinin cevabını ise Brezilya’da verecek. 

Brezilya’da solun düşüşünü durdurabilecek tek tecrübeli siyasetçi Lula da Silva ile sola galip gelip tutunamayan ve iktidarı tekrar sola bırakan aşırı sağcı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flavio Bolsonaro yarışacak. 

Yorum bırakın